Bizim oralarda ağaçlar çiçek açmış, Onların buralarda dağlarda ağaç yok

***

Bazı şehirlere bahar geçten gelir, bazılarınaysa hiç gelmez.

İnsan da bazı şehirler gibidir. Baharı getirir kalbine, gülümsemesinden anlarsın. Bi yürüdü mü bahar da o insanlarla birlikte yürür, baharın kokusu çalar burnuna. Dokunuşu ılık esen rüzgarlar gibidir, inceden ve yumuşak. Ayrılmak istemezsin yakınından, yanından.

Bazı insanlar diğer şehirler gibidir. Bahar uğramaz onlara. Kalpleri hep kıştır, kardır. Karanlıktır. Ancak kömür kokar, is kokar adımlarının ardı. Dokunuşunu hissetmezsin, ne kadar uzak o kadar iyi. Kısa cümleler kafi.

***

Size baharı getiren insanlar bulun ve uzun üç noktalar koyun cümlelerin sonuna. Bitmesin hiç birlikteliğiniz.. 🙂

? ? ?

Geceye ait ne varsa insanın

Silkip atası geliyor.

Bana sorsanız dünya karanlık bir yer

Ama çocuklara göre renkli.

Uzaklardaki birileri özleniyor,

Hem de çok.

***

Kalkın gidelim desem ?

Nereye ?

Diyecek var mı?

Anlamsız bir boşluğu

Anlamla dolduracak ?

***

Böyle böyle, alt alta satırlar

Şiir oluyor mu ?

Şiir bir iç dökme mi?

İçi dökme.

Hem de beyaz bir kağıda bile değil.

***

Ben çocukken her şey daha güzeldi

Siz çocukken de demi?

Mesela annem bana kızmadı

Ama büyüdüm

Büyük adamlar

Doğrusu kendini büyük sanan adamlar

Bana kızıyor.

Annem bilse onlara kızardı.

***

Nereye saklayalım kendimizi

Başkalarından?

Sesimizi nasıl keselim?

Bazı şeylere

Ve nasıl körleşsin gözlerimiz

İnsansızlığa?

Gidelim o zaman.

Uzaklara.

 

Kars & İstanbul & Halep & Vs. Vs.

 

Telefon alarmı. Uyan iş var. Zor zahmet al eline telefonu, ertele 10 dk daha. Türkiye’nin yüzde bilmem kaçının yaptığı gibi..

Telefon titreşimi. Yerel bir gazete haberi: Kars’ta okullara kar tatili.  Memuruz ya. Resmi bilgi mi değil mi telaşı? Ve valimizden olaya kesinlik kazandıran bir “tivit”.

3 yıldır buradayım, ilk defa dönem ortasında eğitime bir tatil kesintisi.

***

Kesinti.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da.

O kadar insanın ölümüyle ruhumuzda oluşan bir kesik.

O kadar insana yalnızca televizyon karşısından üzülebilmek.

Pazar kahvaltısında ve akşam yemeğinde artık haberleri ve haber kanallarını izlemeyi bırak demek eşine.

Bırak, dayanamıyorum.

***

Dayanmak.

Dün Halep’te olanlara.

Aslında olmaması gerekenlere.

***

Tatil diye başlamıştık demi? Nerelere geldik.

Asıl tatil olan ne biliyor musunuz?

İnsanlığımız.

Dünyanın insanlığı.

Ne zamana kadar sürecek bilemiyorum, bu bir kısır döngü mü onu da bilemiyorum. Bir gün bizim ülkemizde coğrafyamızda olanlar o çok uzak coğrafyalarda da olur mu onu da bilemiyorum.

….

Devamı sonra.

Gideyim de evli kadınlar gibi eşime kek yapayım, portakallı.

Kek yapayım, dertleri karayım hamur yerine. Çünkü bu ülkede yaşamak zor. Bu coğrafyada yaşamak zor. Zor bile zor.

 

 

 

***

Doğunun yaz güneşine sığınıyorum

Yalnız sıkı giyinenleri ısıtan

Uzaklardan annem sesleniyor

Bir avuç türkü oluyor içim

İçim erken gelen bir bayram arifesi

hadi olsun

Hadi bir şeyler yazalım.

İçinde ben olsun, sen olsun, biz olsun.

Bugün olsun, bu şehir olsun, bahar olsun..

Hadi bir şeyler yazalım.

Bu kez hep somurtanlar gülsün,

Çocuklar gülsün

Sen gül, dünya gülsün.

Hadi bir şeyler yazalım.

Cümle olsun, satır olsun, şiir olsun.

Tüm renkler şenlensin, ayaklansın

Rengarek bir tablo olsun.

Hadi bir şeyler yazalım.

İş olmasın, güç olmasın çok para olsun

Tüm günler pazar olsun

Ve insanlar heep mutlu olsun.

Hadi bir şeyler yazalım

Kimseler bilmesin

Kimin kime aşık olduğunu

Ama aşk olsun…

Aşka olsun

Aşkın olsun.

Hadi yeni bir şeyler yazalım.

Sil baştan.

çöp

“Dağılmış pazar yerlerine benziyor memleket.”

Şimdi  hakkında ne karalansa çöp.

Kelimeler değil kan dökülüyor sokaklardan.

Köşe başlarında korku çanları

Ay- rı- lı- ğa

Çalıyor.

Mayaladık da Tadı Mı Veremedik ?

İnsan kendine kaç soru sorar da cevap bulamaz? Kabul ediyorum sorular yakama yapıştı çocukluğumdan beri de, cevaplar beni ne zaman terk etti?

Belki tanrı. Bu onun sayesindedir. Soruları katarken hamuruma, cevapları bir yangının içine atıvermiştir ve ben öylece kalakalmışımdır. Ya da pardon cevapların neden ateşe verildiğini sormuş, bir yanıt bulamamışımdır. Ezelde olan bu durum ebedde de benimle olacak acaba?

***

Sorular.

Bak kendine sorduğun bir sürü soru.

Baksana kendinin bile cevabını bilmediğin bir sürü soru.

Biri çıkıp demiyor ki sorularının besin değeri var. Güldüğünüzü duyar gibiyim ama oysa var. Sorularım beynimle besleniyor ve birazcık da insan etiyle. Sorulara kendimi veriyorum, sorularla kendimi tüketiyorum. Belki Tutanamayanlar’ın bu dünyadaki vuku bulmuş haliyim. Bilemezsiniz. Belki Oğuz Atay olamasam da ona üflenen ruhtan bana da kaçmıştır. Haşa ! yaratıcının büyüklüğü yanında benim bu lafım çok anlamsız.

***

Anlamsızlık.

Saçımı sağ yana yatırıp bir cümle kuruyorum, sol yana yatırıp bir başka cümle. Aslında ışıktan kaçıyorum. Bildiğimiz gün ışığından. Yazmanın (ki bazılarınıza göre benimkiler birer saçmalık) bir yanı karanlık. Mayası karanlık işte. Tuzu  melankoli biberi anlamsızlık…

Basbaya anlamsızlık.

Ya yaşadıklarına anlam vereyemeceksin yazacaksın.

Ya yaşadıklarını anlamsızlık içine  gizleyip yazacaksın.

Anlamın anlamsızlığı bir nevi.

***

Ben bir şeyler mi anlatmaya çalıştım size. Yoksa kendime anlatmak istemediklerimi anlamsızlaştırıp kaçtım mı?

Tuzu koyduk, biberi koyduk, mayaladık da tadı mı veremedik?

Bir Gece- Bir Gün

***

İşin gerçeği sen elmayı seviyorsun diye elma seni sevmiyor ve hayat denen yuvarlanmacada kimseler seni doğduğun andan beri tanıdıkların kadar çok düşünmüyor, çok değil yalnız düşünmüyor.

Sen elmanın dalını incitmekten korkarken birileri gelip en verimli dalı hiç düşünmeden orta yerinden kırmaktan hiç gocunmuyor. O dalda göze batan diken bile yokken üstelik. Ve dal öyle birinden kırılıyor ki artık ne sürgün vermesi mümkün ne de yeni bir dal aşılanması..

Hayat böyle. Bir ağaçtaki yapraklar gibi. Herkes güneşten faydalanmak için bir diğerinin güneşine engel oluyor muyum diye düşünmeden kendi çemberinde büyümek durumunda. Çıkarlarımız insan olmanın gerektirdiği değerlerden daha büyük. İnsanlığımız en onarılmaz yerlerinden yara alıyor, içimiz içine kurt düşmüş bir elma gibi dışarıdan parlak ve alımlı, içeriden tatsız…

***

Tatsız.

Belki gecenin şu vaktinde yazdığım cümleler de öyle. Bakmayın ben de bahsetmek istiyorum bahardan, cıvıldaşan kuşlardan ve rengarek çiçeklerden. Yalnız insan bazen öyle bir hale geliyor ki kafasının içinde dönüp duran karanlık cümlelere dökülmek istiyor. Kafam yine dağınık, kafam yine düşüncelere mahkum. Yazılarım da bu yüzden dağınık, kimilerinizin dile getirdiği gibi. Kusura bakmayın artık. İnsan bazen birçok mesajı birkaç satıra sığdırmak istiyor ve anlattıklarını dolaylı yoldan döküverirken cümlelere sizler kendinizce anlayın istiyor.

Bir gün çiçekli şiirler yazacağım Madak gibi. Bir gün.

Yeni Dönem

Çok iyi hatırlıyorum: İlkokul yıllarımdı, karlı bir sabahtı. Yine hevesle okul yoluna düşmüştüm. Yarısında yolun mahalleden bir arkadaş “Okul tatil boş yere gitme.” dedi. İnanmadım devam ettim ve müdür yardımcımız geri çevirdi okul bahçesinden. Eve gidip, annem kapıyı açana kadar ağladım

Bugünler öğretmenliğimin ilk yılı ve karlı bir sabahla yeni döneme başladık. Eskisinden büyük bir heves ve heyecanla okula gittim. Çocuklar kucaklayarak karşıladı, tebessümlerimi dağıttım onlara. Özlemişiz birbirimizi. Yalnız çok geçmeden tatil haberi geldi. Eve kadar ağlamadım.

Öğretmenlik güzel şey…

Söylenilemeyenler ve Didem Madak

 

Bir şeyi anlatmak için yola koyuluruz.

Mesela sıradan bir günü.

Kelimeler kafamızın içinde bu sıradan güne dair dile düşmek için birbirinin ardından koşuştururlarken biz birinin karşısında susar ve yalnızca öylesine bir gün olduğundan bahsederiz.

Çoğumuz böyleyiz, kafamızda kurduklarımızla, dile getirdiklerimiz ve dile getirdiklerimizle yaşadıklarımız arasına uçurumlar koyuyoruz.

Uçurum demişken, bir uçurumun başucunda olsam şimdi kelimeleri söyleyemediklerim diye bir araya getirir koca bir haykırmaya teslim ederdim.

Ya siz?

***

Geçenlerde, biraz fazla geçenlerde söyleyemediklerini şiire teslim etmiş bir şairle tanıştım.

Satır aralıklarına mısraların yaşamını gizlemiş ve o aralıklara kanseri hapsetmiş.

Teneffüs aralarında altını çizdiğim birçok mısra var ve bazılarını sizinle de paylaşmak istedim.

Didem Madak Ah’lar Ağacı’ndan..

 IMG_20141223_131506
IMG_20141231_154229IMG_20150102_124208