Suya Yazmak İsteyince

Şu sıralar kendimi en çok yine kendime sorduğum sorulara cevap ararken yakalıyorum. Nefes aralıklarım türlü kelimeler doğururken içimde bir yerler sancıyor; sancıyor çünkü insanın kendine verdiği o gerçek cevaplar istediği kadar  yumuşa da diken misali batıyor ve bu bir güle de benzemiyor.
Sancıyan yerlerinden kanıyor yaralarım. Yokluktan mı yoksa yoksunluktan mı  bilmiyorum var olan teselliler ancak kalbime teğet geçiyor. İnsan iyi olmak istemeyince hiç bir ilaç etki etmiyor.
***
Şu sıralar yine neden hüzün kokan yazılar yazdığımı bilmiyorum. Antidepresan cümleler kuramıyorum sanal sayfalar üzerine. Sanal sayfalara kurmaca gerçekler anlatabiliyor insan.
Bir nokta bir nokta daha derken sizin bakışlarınıza üç noktalar koyabiliyor.
***
Bakışlarınıza hatra değer anlar, özlediğiniz yüzler, umutlar koymak; bakışlarınıza aşklar, sevdalar koymak varken bu yazıya da yanyana üç nokta koyup kaçıyorum. Nitekim kendi bakışlarıma uyku koyabilmek derdindeyim.
Zaten insan bazen yalnız suya yazmak istiyor.
Becerebilirsem bir rüya da deneyeceğim.

Sevgileri Ertelemek

Zaman.
Bazı zamanlar.
Zamanın şu aralıkları.
***
Daha ben anne karnında yaşadığım o çerçeveyi tam manasıyla kabullenememiş, sınırlarını idrak edememişken zaman bir çerçeve daha çekti üzerime. Dokuz ay. Sizlere de öyle. Belki bazılarınıza on gün gecikmeli. Nihayetinde süre dolduğunda o içinde bulunduğun çerçeveyi bir çığlıkla kırıp çıkmalıydın.
Oysa kimse sana sormadı. Orada, o küçük yaşam alanında mutlu olup olmadığını. Göbek bağıyla kurduğun o mutualist ilişkiyi bir makas darbesiyle bitirmek isteyip istemedigini..
Seni yalnızca takip ettiler, ultrason cihazlarının jel sürülmüş başlıklarından. Tek dertleri ellerin ve ayakların gövdeni taşır mıydı? Küçük beynin senin adına kurulmuş hayallerini gerçekleştirebilecek olgunlukla çalışabilecek miydi? Bunlar tamamsa, eksiksiz tamamdı her şey.
Dokuz ay.
Kır çerçeveni.
Kırmadan mı? Küçük bir operasyon ve bir kaç dikişle son buluyor dünyan ve asıl oyun şimdi başlıyordu.
***
Oyunumuzun adı hayat, yönetmen tanrı adına zaman.
Tek kural dikiş tutturmaktı. Bu etten ve üç beş yağ tabakasından oluşmuş anne karnını dikmeye benzemiyordu ve hiçbir insan dünyaya elinde diploması bir doktor olarak gelmiyordu.
Bu oyuna ben de evet dedim, bu en çok kader. Ben de doktor değildim, bu işin doğası.
Yalnız hayatıma nasıl ve hangi ara dahil olduğunu anlayamadığım insanlar önüme boyumdan büyük listeler serdiler. Yapmam gerekenler, olması gerekenler. Sen başarırsınlar… “Aferin!” dediler kıytırık beyaz kağıtlara onların bildikleri doğruları yazdım diye, hep örnek gösterdiler işaret parmaklarıyla gömleğimin ilk düğmesi kapalı, kravatım olması gerektiği yerde duruyor diye. Medeniyeti kutsallaştırıp, ısıtıp ısıtıp hazmet diye önüme koydular.
Bunlar güzel şeylerdi bir noktada. Nefsi tatmin oluyor, gururu okşanıyordu insanın.
Ya kalbi?
***
Hiç kalbime dokunamadılar.
Bana sevmek nedir anlatmadılar. Türkçe derslerinde hep aynı konular adına kompozisyonlar yazdırıp, bir kerede sevmek adına yazın demediler.
Nasıl sevilir, sevdiğin nasıl söylenir bildirmediler.
Varsa yoksa fiil çekim zamanları..Bir gün Necatigil’ın dilinden konuşup “Sevgileri yarınlara ertelediniz/ Ürkek ve çekingen” demediler.
***
Ürkek ve çekingen değilim.
Zamanın beni kıskacına aldığı şu zamanlarda.
Yine onların dogrularını yazacağım, onların istediği cevapları işaretleyeceğim önüme set çektikleri duvarları aşıncaya kadar.
Yalnız bayrağı elime aldığımda önce yine seveceğim! Çok seveceğim.
Onların çoraklaştırdığı gönüllerde ben sevmek sorununa cevap olacağım.
***
Zaman.
Bazı zamanlar.
Zamanın sevmek dolu aralıkları.

Portakal Kabukları

Portakal kabuklarını at sobaya anne.
Üzerine en çok yakışan elbiseni, iyiliğini giy. Kış bitmeden bitirelim beraberce tüm kötü duyguları ve kötülükleri.
Bir sonraki kış gelene kadar dizlerinin dibinde oturayım. Arada bir dünyadan güzel haberler ver yeter, dışarıda beni ve gençliğimizi çağıran ne varsa uzak duracağıma söz de veriyorum.
***
Sobadan yayılan ilk kokuyla muhabbete başlayalım Sen konuş ben hep dinleyeninim. Yalnız bana hep iyi şeyler anlat rica edeceğim. Dünyanın yalanlığından, insanların ondan daha yalan oluşundan bahsetme! Gerekirse gerçek olmasın bahsettiklerin;çocukluğumdan kalma masallar anlat, her şeye yeğlerim.
En iyisi sen bana çocukluğumu anlat, geçtiği gibi bir çırpıda değil içimde hiç bitmeyişi gibi yaya.
***
En çok çocukluğumu özlüyorum ben.
Bitmemiş şiirlerden, tadına doyamadığım kitaplardan daha çok. Son bölümünü hiç izlemediğim filmler kadar heyecanla hem de.
Aslında çocukluğuma ara vermiş değilim anne. Yine kanayan taraflarım var, üzerine tentürdiot süremediğin. Hala sokaklarda gezme isteğim hiç bitmedi, eve girmek yine hüzün veriyor bana. Ve bir şairden tekrar öğrendim göğe bakmayı.
***
Göğe bakmak deyince öyle susma anne!
Göğe seninle de bakılır.
Yüreğimin parça parça oluşunu portakal kabuklarından bilme anne!
Hadi yaralarımı beraber dikelim…

Son Dem

Diyeceğim o ki, o da
Başı yazılmamış bi şiirin son demi
Daha da aldatmadan ve aldanmadan
Yağmuru ilham edinmiş bir gazeli
Gitmektir, sana düşen boynunun borcu
Çünkü bulutlarla birlikte ağlayan kadınların
masumluğunu, şairlerden önce göremezsin sen
Gerdanına tanrının öpücüğü konmuş kadını
Yağmurlar gibi sevemezsin sen.

Durulanmış Kelimeler

Durulanmış kelimeler.
İncecik bir bahar yağmuruna tenini teslim etmiş ve renkli bir şemsiyenin altına yalnız son harfini sokabilmiş yalın kelimeler.
***
İçerimden üç şey geçer…
Kelimelerin üzerinden acı geçmistir, hüzün geçmiştir ve aşk geçmiştir. Son geçen son darbeyi aniden vurmuştur, niyeyse bu hayatta hep böyledir.
***
Böyledir derken yazılıyor hikayeler.
Biz olaylardan habersiz, kelimelerden haberliyken.
***
Haberinin olmadığı bir zamanda durulanmış kelimeler getireceğim.
Yine yağmurlarda yıkanmış.
Yalnız bu defa şemsiyenin altına son harfini değil; gönül pencereme başını sokmuş, orada büyümüş, oradan beslenmiş.
Kelimeler getireceğim, ellerinden tut, sinene kat diye gözlerine haykırırken dizlerinin titrediği. Yan yana gelişlerini idrak ederken incilerinin gözyaşlarından aktığı.
***
Kelimeler geldiğinde, bir hikaye yaratılacak olaydan usulca haberdar edildiğin.
Her şeyden önce kelimeler derken şemsiyen açık mı onları altına alacağın ?