marcel khalife ile gidelim?

Hadi gidelim.

Gitmek öyle pek kolay olmasa da.

Biz yine de gidelim, içimizin en çok huzur bulacağı yere.

O yer var mıdır? Varsa nerededir?

Ve asıl soru arayarak bulunan bir şey midir huzur?

Kısmen derim.

Bazen bu defa farklı olsun diye biraz zamanımı harcayıp farklı kültürlere ait müzik yapıtlarının arayışına girerim. İşte bu noktada bu şarkı beni huzura götürdü.  Hatta gitme isteğiyle doldum.  Ülkenin en doğusunda gecenin bu saatinde.

Yeni keşfime merhaba deyin.

Kimileri Marcel Khalife e Arap dünyasının Neşet Ertaş’diyor. Kısa bir tanışma için tıklayın.

http://www.youtube.com/watch?v=RScHUpsLQmg

bir tane daha:

http://www.youtube.com/watch?v=AtOG_85QnUI

Reklamlar

İyi Olmak yahut İyi Kalabilmek

İyi bir insan olmak mı?

İyi bir insan kalabilmek mi?

Hangisi daha güç?

***

Bugün bu soruları kendime sıkça sordum. Cevabından tam olarak emin olmadığın sorular insanı hep yorar. Ve bu cevaplar inanmak istediğin güzel şeylerin dışına seni çıkarmak zorunda bırakıyorsa  daha çok yorar.

 Biz insanlar hala dünyaya o ilk geldiğimiz andaki gibi masum kalabilseydik  dünya daha yaşanılabilir bir yer olur muydu dersiniz? Her şeyin bembeyaz ve sade olduğunu hayal edin. Hiçbir duygu ve yaşantının kirlenmemiş, üzerine bir tek leke düşmemiş olduğunu.. Tüm duyguların gerçek ve tüm gülümsemelerin içten olduğunu da zihninizin en güzel köşesine not edin. Yardımseverliğin, iyiliğin, hoşgörünün… birer karakter biçimi değil aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu düşünün. İyiliğin bir gen gibi atadan evlada geçtiğini de…

Yirmi iki yaşındayım ve tüm bunları hayal ederken babamın hiç bitmeyen ısrarlarına rağmen hayatın pembe olmadığına kendimi bir türlü inandıramadım. Yaşımız artarken tüm safiyane duygularımızın azaldığını ben hiç görmek istemedim. Vicdanımızın hep eksi değerler ölçen bir termometre olduğunu bilmek istemedim.

Bir insanın yalnız bir insanın dahi çıkarları adına, kendi yükselişi uğruna diğer insanları yok sayarak ve hep güçlünün kazandığı savaşları hiç adil bulmadım. Ben bir tek kötülüğe karşı olan savaşların haklılığına inanmak istedim, bir tek o yüreğiyle, kendisinin kaybetmesi pahasına iyiliğe zaferler armağan eden  kahramanların olduğu savaşlara inandım.

Sevginin ve tüm samimi duyguların bizimle olduğu denizlerde yüzmek istedim. Ortada bir savaş varsa bu ancak iyiliğin, iyi insanların kazandığı bir savaş olmalıydı. Ve ancak bir savaş haksızlığa, cehalete ya da sevgisizliğe açılabilirdi.

***

Aklımda bir savaş açtım.

Düşüncelerin de bir savaşı olabileceğine inanarak.

Kendi kendime sorular sorarak yarım bir savaş verdim.

Yaralı bir cevap buldum, sahiplenilmemiş bir zaferin ardından.

İyi insan kalabilmek, iyi insan olmaktan daha güçtü. Çünkü iyi olmak başlangıç, şu kısaca anlattığım çağa göre iyi kalabilmek büyük meziyetti… Yüreği olanlara.

Yine de her şeye rağmen şairinde dediği gibi:

“yüreğimiz bölüştürülemez
iyi günler ilerde”