susamışlık

yazıversem,

bir şiir gibi dökülse parmaklarımdan aşk.

yüreğimde tutsak bir kuş kanatlanırken

kapısı aralansa gönül kafesinin.

yazıversem,

gözlerine bakarken sustuğum ne varsa

biçare ayaklarına dökülse

ardım sıra çözülse kelimelerin dili.

yazıversem,

bir dağın doruğunda çığlık olsa hissettiklerim

aşkla sarhoş naralanırken.

işitsen

ve ansızın düştüğüm şu dertte

tutunacak en güzel dal olsa ellerin.

yazıversem,

devrim yapmak kadar zor, inanmak kadar kutsal olsa

meye batırsam ucu yitmiş kırık kalemimi

yağmur misali yağsa çorak gönüllere aşk.

yazıversem

ah çok susamışken!

Reklamlar

Yızdızlarla Hasbihal

Uykusuz bir başı alıp götürebileceğim yer yok

O ancak bir pencereden sokağa uzanır

Bu gece, şu saatte ancak gökyüzü seyre dalınır.

Yıldızlar öyle çok ve öyle çok bizimle ki

Ellerimi uzatsam göğe sanki yakalayacağım

Yıldızlar neden bu kadar yakınlar?

Bir anlam yüklemek tavrında zihnim

Durun vazgeçtim, bozulmasın büyüsü, kaçmasın tadı gecenin

Yıldızlar öyle güzel ve öyle parlak ki

En çok kıskanılacak sevgili siması gök bu gece

Yıldızlar neden bu kadar hoşlar?

Bir anlam yüklemek tavrında zihnim

Durun vazgeçtim, bozulmasın büyüsü, sönmesin aydınlığımız

Yıldızlar öyle sakin ve öyle çok durmayın orada

Yol alın başıma doğru üçer beşer

Yıldızlar neden bu kadar çoklar?

Bir anlam yüklemek tavrında zihnim

Durun vazgeçtim, bozulmasın büyüsü, tükenmesin birliğimiz

Yıldızlar öylece ve sadece öylece başka yerden

Seyredeceğim sizi, hadi takip edin beni

Yörüngem değil, kalbim olur size kuzey

Yıldızlar öyle fazla ve öyle fazla yalnızım ki

Hep ondandır uykusuzluğum, yoksa

Yalandır ikindi vaktine uykuyla vardığım

Yıldızlar alıp götüreceğim bu başı

Bir anlam yükleyeceğim zihnimde

Kalbimde siz, dilimde dua.

Bilfiil

Bir ağacı sevebilirim, bir çiçeği ve bir kuşu

Ve seviyorum diye can verebilirim.

Uzun zaman oldu bir adamı sevmeyeli

Can verebilir miyim bu yüzden?

Koca bir boşluk; bilmiyorum.

Bir ağaç için, bir çiçek ve bir kuş için

Meydanlara iner, dilimde türküler söylerim

Ve elimde bir kalem şiir yazabilirim.

Değer bilir, güç bulur yaparım.

Bir adam için, bir tek adam için mesela

Saçımın bir telini kıpırdatıp, doğrulur muyum yatağımdan?

Dilime dolar kısa nakaratı bir türkü tutturur muyum ucundan ?

Ve bir mısrayla başlar, upuzun bir şiir yazar mıyım?

Değer bilir, güç bulur yapar mıyım?

Bir ağaç akasyayı, bir çiçek begonyayı ve bir kuş güvercini

Koşulsuz, evet koşulsuz sevebilirim!

Lakin bir adam:

Müslüman, Hanefi ve ya Sünni,

Gayrimüslim, Hıristiyan veya Budist,

Sağ eli göğsünde bir sağcı,

Sol yumruğu havada bir solcu,

Bir adam:

Devrimci, komünist, kapitalist, anti-kapitalist

Mevzu bahis bunlar değil adı dahi geçmemeli

Bir adamı; koca bir adamı

Ben, bu bildiğin ben

Yalnız o olduğu için

Düşünmeden, koşulsuz ama az ürkekçe

Her nasıl oluyorsa yani

Bil fiil sevebilir miyim?

Unutmalık

Bu aydınlık beni uyutmuyor

Demek ki gece de insanın

Üzerine doğmayı becerebiliyor.

Hep bir yerlere varma telaşında gönül

Hangi durakta iner bilinmiyor

Eskiden olsa yani çocukken

Bir şekeri seviyorum der

Bitince bir diğerine geçerdik

Şimdi elimizde sapı da olsa kalan

Hiçbir şey kolay silinmiyor

Bu yüzden alzheimer olmak isterdim yaşlandığımda

On yedisinde yaşadığımın acısını

Yetmişinde de faizlice çekmeyeyim diye

Ben aslında ölmek isterim

Sevmek ne menem bir şey imiş

Hiç bilmeyeyim diye.

Bir Akşam Üzeri

Yürüyoruz sokakta tık tık

Ben ve elele çiftler.

Bu şehrin bir başka rengi

Gökyüzü her daim gri

Ağaçlar bile griye çalıyor

İşte yağar yağmur birazdan

Şemsiyemiz ıslak düşünceler

Burnumuzda kanalizayon.

 

Merak ediyorum çok şeyi

Ondan kanalizasyona düşüyormuş

ayaklarım; annemin dediği.

Ama insanlar yine meraktan

Adam olmuyor mu? Çelişki.

 

Yürüyoruz sokakta tık tık

Ben ve düşüncelerim

Bu şehrin rengi silik

İşte yağmur da başladı

Islanıyor saçlarım

Çiftler nerede?

Yağmur ahmakları mı  ıslatıyor?

Bir tek bir akşam üzeri.

Ben ne zaman adam olucam?

 

 

 

 

Suya Muhtaç

Bazı zamanlar yazmak benim için zorlaşıyor. Ucundan tutup kelimleri bir araya getiremiyorum. Cümleler arafta bir yerde kalıyor. Sanırsın saklambaç oynuyoruz. Umursamıyorlar beni… Yapacak bir şey yok diyorum; işe yaramıyor. Kandıramıyorum kendimi. Ya bir şarkıda kaybetmeye çalışıyorum kendimi ya bir kitap sayfasında. Saatlerce kalıyorum orada. İlham perimi bekliyorum. Anlaşılan o da uzaklarda. Tutmuyor ellerimden. Oysa ne zor durumdayım bilse. Birkaç gün sonra ufacık dergimizin yayın günü ve elimde bir şey yok. Bomboşum. Sürahi gibi. Suya muhtaç…

Çikolata Mutluluk Verdiğinden Midir Şeker Bayramı? :)

Gelen gidiyor.

Bayramda gelip gidenlerden.

Bugün onun hükmünün süreceği son gün… Ya da kim bilir bugünün ufaklıkları yarın “Ah nerede o eski bayramlar!” diyerek birkaç dakikalık bir anma olayına girişirlerse yeniden hatırlanır.

Bayram nasıl mı geçti?

Değişken derim ben. Gönlü hep bayram olana şeker tadında, acısı olana az bitter, bazılarına göre de standart. Bu noktada en güzeli deli olmak galiba; malumunuz onlara her gün düğün bayram 🙂

Geldik gittik. Büyüklerin ellerinden öptük, bir iki sırtımız okşandı, biraz da övüldük. Sonra küçükleri sardık biraz. Sarmak gerek; bayram gerçekten onlarda, ışıldayan gözlerinde…

Ardından gerek telefonla gerek sosyal ağlarla bayramlaştık. Hatırladık hatırlandık. Bu arada canımız yana yana kutlayamadıklarımızda oldu ama olsun…

Bir de düşündüm.

Çikolata mutluluk verdiğinden midir nedir Şeker Bayramı diyorlar bugüne diye 🙂

Umarım tadında geçen bayramımız olmuştur.

Son söz : Daha nice nice güzel, mutlu, umutlu ve tadında bayramlaraaaaaaaa 🙂

foto:http://www.mustilife.net

Şikayetname

Bazen ne haddimeyse kızıyorum hayata. Sinirleniyorum. Sayıp döküyorum. Çocuk olsa oyuncağını alıp elinden ağlatacağım ama boşuna. Sonra durup düşünüyorum da zor olmasına sebep biziz. İnsanlar. Hayata sahip olanlar.

Duruyorum bir ucuna ilişip tutmak istiyorum ama nafile. Ben küssem, hayatın umurumda değil. O kendi akışında. Ben yine de dayanamayıp sıralıyorum ne gelirse aklıma.

Dinlemek nedir bilmeyen insanlardan başlıyorum. Kendinden başka kimseye konuşma hakkı vermeyenlerden. Tartışırken sadece birbirlerini dinliyor olmalarında bir de.. Ağızdan bugün pat diye çıkıp yarın pişman olacakları laflardan şikâyetçiyim ben.

Sır niyetine anlattıklarımızı daha sırtımızı dönmeden başkalarından duymalardan ve iyi kötü her şeyi mayalayıp hamur misali evden eve taşıyanlardan. Evlerde ki huzuru kaçıranlardan da.

Birbirine tahammülü olmayanlardan mesela.  Kendi kanından olanlara dahi katlanamayanlardan. “Yaşlı artık o çekilmez.” deyip bir gün kendinin de yaşlanacağını unutanlardan. Kalp kırıp kırıp tamir etmeyi bilmeyenlerden ve gönül yıkmanın marifet olduğunu sayanlardan da.

Bu böyle uzar gider. Gün gelir başka şeyler de eklenir. Hayat sona erer. Nefes biter. Bu listeye benzeyen şikayetler de biter.

Bir ayna verin elime. Geç oldu ama aklıma geldi. İçime de bakmam gerek. Olmadı bir çuvaldız da  tutuşturun mutlak ki lazım olabilir…

Ağlayan Sabah

İçimde bir sabah ağlıyor.

Güneş nisyandan isyana doğuyor,

Gökyüzü bu nidada sarsılıyor.

Bir adam işleyeceği en büyük günaha giriyor.

Sabahın ayazı bedeni titretiyor da,

Arsız ruha dokunmuyor.

Sokaklar sağır, insanlar sağır,

Ve bu coğrafya da bu saatte,

Herkes uyuyor, uyurken yarı ölüyor.

Canlılık belirtisi bu yüzden,

Köşede ki ağacın

Sadece birkaç dal ve yaprağında.

Onun içindir ki göz göze değmiyor

Bir adam girdiği günahı mubah sayıyor.

Yazık adam sabahlara aldanıyor.

Oysa güneş aydınlatmak için doğuyor!

Anlatmak İstiyorum

Ben çok sevdim diyerek başlamak

Sonra bir süre burada durup

Başladığım yere geri dönüp

Aynı cümleyi üstüne basa basa

Tekrar etmek istiyorum.

Sonra ortalardan bir yerden başlayıp

Nasıl sevdiğimi defalarca anlatmak…

Geceleri gözüme hiç uyku girmeyişini,

Kanadı kırık penceremden içeri sızan,

Ay ışığıyla parıldayan gözyaşlarımı.

Pare pare yanan canımı,

Ve benimle beraber canı yanan,

Bir kadının gözyaşlarını falan.

“Vazgeç, olmayacak!” diye üzerime gelip,

İçime ağır sancılar sokanları,

Gözlerimin içine bakıp

Gözlerinden acıma duygusu okuduklarımı da.

Sonra gelip gittiğin ve karşılaşacağımız

Zamanları bir bir hissedişimi,

Hissin ardından gelen kalp çarpıntılarımı,

Şu sokak başında titreyen bedenimi bir de.

Arkandan izlediğim tuhaf yürüyüşüne

Hafiften gülümseyişimi,

Fotoğraflarına bakıp iç çekişlerimi,

Gözlerinin elaya çalan kahverengiliğini…

Ve her an

“Sen elmayı seviyorsun diye,

Elmanın da seni sevmesi şart mı?”

Mısralarını kendime ezber ettirişimi…

Duruyorum ve başa dönüyorum

Üstüne basa basa söylüyorum

Ben çok sevdim, seviyorum.