Çikolata Mutluluk Verdiğinden Midir Şeker Bayramı? :)

Gelen gidiyor.

Bayramda gelip gidenlerden.

Bugün onun hükmünün süreceği son gün… Ya da kim bilir bugünün ufaklıkları yarın “Ah nerede o eski bayramlar!” diyerek birkaç dakikalık bir anma olayına girişirlerse yeniden hatırlanır.

Bayram nasıl mı geçti?

Değişken derim ben. Gönlü hep bayram olana şeker tadında, acısı olana az bitter, bazılarına göre de standart. Bu noktada en güzeli deli olmak galiba; malumunuz onlara her gün düğün bayram 🙂

Geldik gittik. Büyüklerin ellerinden öptük, bir iki sırtımız okşandı, biraz da övüldük. Sonra küçükleri sardık biraz. Sarmak gerek; bayram gerçekten onlarda, ışıldayan gözlerinde…

Ardından gerek telefonla gerek sosyal ağlarla bayramlaştık. Hatırladık hatırlandık. Bu arada canımız yana yana kutlayamadıklarımızda oldu ama olsun…

Bir de düşündüm.

Çikolata mutluluk verdiğinden midir nedir Şeker Bayramı diyorlar bugüne diye 🙂

Umarım tadında geçen bayramımız olmuştur.

Son söz : Daha nice nice güzel, mutlu, umutlu ve tadında bayramlaraaaaaaaa 🙂

foto:http://www.mustilife.net

Reklamlar

Öğretmen Oluyorum!

Hayatım boyunca öğretmenlerim en değer verdiğim kişiler olmuştur. Yerleri hep diğerlerinden ayrıdır. Her birini de ayrı severim. Yıllar geçmesine, yaşadığımız şehirler değişmesine rağmen irtibatı koparmadıklarımız o kadar çok ki. Hala eski samimiyetimizle görüşürüz gerek telefondan gerek internet üzerinden.

Öğretmenlerime duyduğum bu sevgiyi aynada gördüğüm kendi siluetime hiç yakıştıramazdım. İki yıldır da bu böyle sürüyordu. İstemeyerek girdiğim bu bölümü kazandığımı gösteren o ekranı ben hiç görmedim ve o gün hatta o hafta boyunca sürekli ağlama sendromlarımla geçti. Yat ağla kalk ağla.

Etrafımda ki insanlar da yangınıma körük olup bana katılınca içimde alevlenen ateşi söndürmek kolay olmadı. Hala da devam eder. Çünkü araştırmacı bir ruhum var benim. Yeni buluşlarda bulunmak falan isterim en çok. Küçüklüğümden beri profesör olacağım derdim hep, kanserin tedavisini bulacağım falan. Neyse, artık geçmişte kaldı hepsi.

Gittim bir şekilde kayıt oldum. Babam bir taraftan avutuyor. Annem öbür yandan. Fakat yok bende ikna olacak hal yok. İki yıl böyle devam ettim. Yakın zamanda kardeşimin üniversite tercihleri vardı, onları yaparken de hala içimde kalan şeylerin varlığı beni fazlasıyla acıttı. Bunu annem çok iyi görüyor, sürekli destekliyor, “Yeniden gir, dene.”. Ben kendimde tekrar o enerjiyi göremiyorum, hele ki ülkemizde eğitim sistemi, sınav şekilsizliği! Bu denli karışıkken. ….

İşte bu defa ben kendimi avutmaya çalıştım, çalışıyorum. Aslında kendimde öğretmen ışığı var gayet iyi bir eğitimci olabilirim. Hayatım boyunca çoluk çocuk sevmezdim, katlanamazdım ne zaman ki bir öğrenciye özel derse başladık bunun sadece ben tarafından üretilmiş olduğunu gördüm. Sahte bir sevgisizlik. Şimdi ardından koşuyorum bebeklerin 🙂

Fasulyenin faydalarına geçelim dersek. Az önce eski bir tv dizisi izliyordum. Bir okul dizisi. Şöyle geçiyor olay:

Eski bir öğrencisi, işine yıllarını vermiş, aslında işini iş olarak görmeyen, eğitime gönül vermiş öğretmenini arar ve yaptırdığı okulun açılışına çağırır. Adres alınır ertesi gün öğretmen, bir meslektaşı ve kardeşi okulun açılışına giderler. Okulun adı verilmediği için biraz zorlu bir aramadan sonra  sağında ki okulu gösterir öğretmenin kardeşi. Okulun adı öğretmenin adının ta kendisidir…*

Bu sahneye öğretmen olmak istemeyen ben o kadar çok duygulandım ve ağladım ki anlatamam.

Vel hasıl kelam çocukları da öğretmenliği de sevmeye başladım, seveceğim eminim. 🙂

*Hayat Bilgisi dizisi.

Ankara’ da Olmak Vardı

Şimdi Ankara’ da olmak vardı.

Sevmek için sebep aramadığım o şehirde.

Gün aydınlarken usulca,

Aynı havayı teneffüs ettiğini bilmek…

Gökyüzünü seyre dalmak vardı.

Yıldızların tutunup kuyruğuna,

Kaçtığı yere koşmak.

Ve en yüksek katında bir yerin,

Sonbahar yağmurlarını düşlemek,

Islak, toprak kokusuna hasret bırakan…

Sonra birkaç bozukluk atıp çantaya,

Ceketsiz kaçmak vardı,

Ara sokaklardan birine saklanmış,

Sinesine mahalle çocuklarının,

Masumluğunu çekmiş,

Kendi küçük, sinesi geniş parka.

Merhaba demek lazım usulca,

İlham perimi saklayan çınar ağacına,

Ve altında ki minik banka.

Bir parça eskimiş kâğıt,

Soluk benizli bir kalem,

Yazmak vardı aşkı!

Şimdi Ankara’ da olmak vardı.

Vermediğini istemek yeniden,

Arsız bir sokak çocuğu edasıyla.

Ankara’ da olmak vardı,

Var olup da olmayanların yokluğu

Dokuna dokuna yüreğe…

Şimdi Ankara’ da olmak vardı.

Vardı.