Yansımalar

Durdu.

Olduğu yere çöktü.

Karşısında duran tabloyu hayatında gördüğü en güzel kadından daha güzel buldu.

Baktı, saatlerde doymadan tabloyu izleyebilirdi.

Çizgiler…

Dağınık ve siliktiler.

Onun hayatına benziyorlardı sanki, nereye gittiği belli olmayan rotasız yaşamı ve hiç kimsenin umurunda olmadığı kişiliği.

Gözlerine takıldı, çizgiler arasına dağılmış o pembeden çok kırmızıya çalan renkler.

İşte orada, o bakışta kendi aşklarını gördü. Aşkları da o kadar dağınıktı çünkü, küçük rüzgarlara bile direnmeye beceremiyor, tüm ilişkileri en ufak zorlukta darmadağındı. Sadece her biri bir diğerinden daha renkliydi, ardı ardına koyulaşan, pembeden kırmızıya.

Yavaşça yukarıya kaldırdı kirpiklerini, tablonun üst taraflarına kaydırdı göz bebeklerini, süzdü tekrar.

Yeşil, yeşille çizilmiş bir ev gördü sanki orada ya da o an öyle görmek istedi canı.

Yıllardır havasını teneffüs etmediği memleketi, anne kokan evi geldi aklına. Kardeşleri, birde kızıp yuvasını terk etmesine sebep babası.

Yine de özlem vardı içinde…

Kapadı.

Derin bir ah çekti.

Tekrar açtı gözlerini.

Bir daha bakmak istedi tabloya.

Baktı da.

Çalışmaktan nasır tutmuş iri elleriyle ovuşturdu gözlerini.

Tekrar baktı.

Karanlıktan öte görebildiği bir şey olmadı.

Durdu.

Olduğu yerden doğruldu.

Elinde asası, karanlık yollarda fakirhanesinin yolunu tuttu.

Aklı yine oyun oynuyordu.

Oynuyordu çünkü,

Gözleri tam on yıldır,

Pembenin en son tonunda ki o kadında kırmızıyı yaşatıyordu.

Hatırladı.

Kadın tablodan daha güzeldi!