Bir Gece- Bir Gün

***

İşin gerçeği sen elmayı seviyorsun diye elma seni sevmiyor ve hayat denen yuvarlanmacada kimseler seni doğduğun andan beri tanıdıkların kadar çok düşünmüyor, çok değil yalnız düşünmüyor.

Sen elmanın dalını incitmekten korkarken birileri gelip en verimli dalı hiç düşünmeden orta yerinden kırmaktan hiç gocunmuyor. O dalda göze batan diken bile yokken üstelik. Ve dal öyle birinden kırılıyor ki artık ne sürgün vermesi mümkün ne de yeni bir dal aşılanması..

Hayat böyle. Bir ağaçtaki yapraklar gibi. Herkes güneşten faydalanmak için bir diğerinin güneşine engel oluyor muyum diye düşünmeden kendi çemberinde büyümek durumunda. Çıkarlarımız insan olmanın gerektirdiği değerlerden daha büyük. İnsanlığımız en onarılmaz yerlerinden yara alıyor, içimiz içine kurt düşmüş bir elma gibi dışarıdan parlak ve alımlı, içeriden tatsız…

***

Tatsız.

Belki gecenin şu vaktinde yazdığım cümleler de öyle. Bakmayın ben de bahsetmek istiyorum bahardan, cıvıldaşan kuşlardan ve rengarek çiçeklerden. Yalnız insan bazen öyle bir hale geliyor ki kafasının içinde dönüp duran karanlık cümlelere dökülmek istiyor. Kafam yine dağınık, kafam yine düşüncelere mahkum. Yazılarım da bu yüzden dağınık, kimilerinizin dile getirdiği gibi. Kusura bakmayın artık. İnsan bazen birçok mesajı birkaç satıra sığdırmak istiyor ve anlattıklarını dolaylı yoldan döküverirken cümlelere sizler kendinizce anlayın istiyor.

Bir gün çiçekli şiirler yazacağım Madak gibi. Bir gün.

Reklamlar

Gardıroba Aferin !

Keskin bir naftalin kokusu değildir

Gardırobun kapağında burnu sızlatan

Burnu sızlatan yüreğine kıyımdır kimi zaman

Ve nezdinde düzene koyulmuş bir darbe.

Kıyafetler, o en çok değer verdiklerin

Üzerine hatıralar nakşedilmiş sayfalardır

Onlar üstüne düşen gözyaşları ise

Yıldızlı aferinleri ilkokul öğretmeninin.

Aferinler birden tükeniyor, ne yazık!

Ve ölümler aslında en az bedenleredir

Ansızın, parça parça öldüren hatıralardır

Hatıralarbeni gencecik öldüren

Rica edeceğim, çıplak gömün!

Öğretmen Oluyorum!

Hayatım boyunca öğretmenlerim en değer verdiğim kişiler olmuştur. Yerleri hep diğerlerinden ayrıdır. Her birini de ayrı severim. Yıllar geçmesine, yaşadığımız şehirler değişmesine rağmen irtibatı koparmadıklarımız o kadar çok ki. Hala eski samimiyetimizle görüşürüz gerek telefondan gerek internet üzerinden.

Öğretmenlerime duyduğum bu sevgiyi aynada gördüğüm kendi siluetime hiç yakıştıramazdım. İki yıldır da bu böyle sürüyordu. İstemeyerek girdiğim bu bölümü kazandığımı gösteren o ekranı ben hiç görmedim ve o gün hatta o hafta boyunca sürekli ağlama sendromlarımla geçti. Yat ağla kalk ağla.

Etrafımda ki insanlar da yangınıma körük olup bana katılınca içimde alevlenen ateşi söndürmek kolay olmadı. Hala da devam eder. Çünkü araştırmacı bir ruhum var benim. Yeni buluşlarda bulunmak falan isterim en çok. Küçüklüğümden beri profesör olacağım derdim hep, kanserin tedavisini bulacağım falan. Neyse, artık geçmişte kaldı hepsi.

Gittim bir şekilde kayıt oldum. Babam bir taraftan avutuyor. Annem öbür yandan. Fakat yok bende ikna olacak hal yok. İki yıl böyle devam ettim. Yakın zamanda kardeşimin üniversite tercihleri vardı, onları yaparken de hala içimde kalan şeylerin varlığı beni fazlasıyla acıttı. Bunu annem çok iyi görüyor, sürekli destekliyor, “Yeniden gir, dene.”. Ben kendimde tekrar o enerjiyi göremiyorum, hele ki ülkemizde eğitim sistemi, sınav şekilsizliği! Bu denli karışıkken. ….

İşte bu defa ben kendimi avutmaya çalıştım, çalışıyorum. Aslında kendimde öğretmen ışığı var gayet iyi bir eğitimci olabilirim. Hayatım boyunca çoluk çocuk sevmezdim, katlanamazdım ne zaman ki bir öğrenciye özel derse başladık bunun sadece ben tarafından üretilmiş olduğunu gördüm. Sahte bir sevgisizlik. Şimdi ardından koşuyorum bebeklerin 🙂

Fasulyenin faydalarına geçelim dersek. Az önce eski bir tv dizisi izliyordum. Bir okul dizisi. Şöyle geçiyor olay:

Eski bir öğrencisi, işine yıllarını vermiş, aslında işini iş olarak görmeyen, eğitime gönül vermiş öğretmenini arar ve yaptırdığı okulun açılışına çağırır. Adres alınır ertesi gün öğretmen, bir meslektaşı ve kardeşi okulun açılışına giderler. Okulun adı verilmediği için biraz zorlu bir aramadan sonra  sağında ki okulu gösterir öğretmenin kardeşi. Okulun adı öğretmenin adının ta kendisidir…*

Bu sahneye öğretmen olmak istemeyen ben o kadar çok duygulandım ve ağladım ki anlatamam.

Vel hasıl kelam çocukları da öğretmenliği de sevmeye başladım, seveceğim eminim. 🙂

*Hayat Bilgisi dizisi.