Kalacağım Yok

Bir mekan; yine otogar.
İçimde ayrılık suskunluğu.
Elimde bir bavul bu defa kırmızı değil.
***
Kırmızı aşkın, sevdanın ve tutkunun rengi kadar acının rengine de denk.
Ve gitmek, giderken içten gülebilmek bizim gibilerin harcı  değil.
***
Harcımız.
Öteki pencereden toprak ve su. Yağmur çok değse tene akar, az gelse kurur gideriz.
Ölüm bu yüzden kaçınılmaz sonumuz.
***
Son.
Parça parça sona hazırlıyor bizi hayat.
Uykular,
Misafirlikler,
Ayrı odalarda uykuya dalmalar,
Ve yolculuklar.
***
Ben yine gidiyorum.
Aynı rüyaları farklı şehirlerde görmeye.
Zaten şairin de dediği gibi “Bir belde geçerim kalacağım yok.”

Son Öpücük

Ellerini saçlarına götürdü adam. Her teli zerre zarar vermeden yeniden okşadı.
Yüzüne baktı bir kez daha. Gözlerine ilk bakışı düştü. İlk aşık oluşu. Elmacık kemiklerine usulca dokundurdu işaret parmağını; incitmeden yanağına doğru yol aldı. Fabrikada ilk gördüğünde, evlendikten sonra evinde nasıl utanıyorsa yine öyle utandı kadın.
Başını eğdi adam alnından son öpücüğünü kondurdu karısının, kadın sanki yine güldü. Yalnız bu defa sağ gamzesi ortaya çıkmadı.
Dört aylık bebeğin ağlaması anneyle babanın muhabbetinin orta yerine girdi yine. Kadın kocasının kulagina fısıldadı: “Bundan sonra her ağlayışında onun elinden sen tutacaksın.” Adam irkildi, oğluna bakmak zor değildi de oğluna onsuz bakmak çok zordu. Son vedasını edip elini son kez bıraktı. Oğlunun çağrısına onun ilk ve son ricasıyla gitti.
Mavi pazeniyle beraber kucağına alıp annesinden aldığı son öpücüğü oğluna teslim etti.
***

Ardımdan


Bazı duygular bir satıra sığmıyor
Ne kafiyesi var yalnızlığın
Ne bir hece ölçüsüne denk ayrılık, ardımdan
Ölüm kokan bir şiir yazılacak
İçinde benden çok onun geçtiği.

Bazı duygular bir satıra sığmıyor
Şehirleri sevmek gibi nedensiz değil
Yetersiz altyapılar bazı coğrafyalarda  aşk, ardımdan
Ölüm kokan bir şiir kaleme alınacak
İçinde benden çok onun geçtiği.

Bazı duygular bir satıra sığmıyor
Emek istiyor yaşamak, tutku var
Azgın damarlarında nefsin, beklemek
bu denli ağartıyorsa saçları, ardımdan
Ölüm kokan bir şiir kaleme alınacak
İçinde benden çok sizin geçtiğiniz.

Bunun Adı Hayat Olsun!

“Adını hayat koyacağım, çünkü eninde sonunda hep hayat kazanıyor.”

***

Bazen neden dünyaya geldim ki diyor insan? Neden?

Cevabı bulunacak o kadar çok soru var ki bu en zorunu bir köşeye atıyorum sonra. Bazen kaçıyorum ben. İşime gelmediğinden değil, cevabın beni inciteceğini bildiğimden belki.

***

İncinmekten korkuyorum. Uzun zamandır da bu böyle. Kendimi bir güvene alma ihtiyacı var bu yüzden. Tanımıyorsam, ürküyorum.

Oysa önceden, yani eskiden ilk gördüğümde sevgi duyar, sınırsız güvenirdim. Biliyorum aranızdan gülenler, “Deli bu.” diyenleriniz var bu cümleden sonra. Üzerine bir de “İyide nasıl oluyor?” u ekleyenleriniz. İnanın ben de bilmiyorum.

***

Bilmediğim başka şeylerde var. Anlam veremediğim hatta. Dört yılı deviriyor kardeşim gerçek dünyaya göç edeli. Durun üzülmeyin hemen, ölüm bir şekilde hep bizimle; insan alışıyor yazık ki..

Anlamadığım şey şu ki: annem ve babamın acısı dört yıldır hep içlerinde bir yerde, aynı seviyede. Annemin yalandan attığı kahkahasında, giyemediği kıyafetlerinde. Babamın yemek yerken doluveren çimen gözlerinde. Evimizin her köşesinde. Bunlar elbet olacak.

Bahsini etmek istediğim şey sahip oldukları vefaları. Öyle farklı ki onlarınki. Takdir edilesi. Varlığına vefa gösteremediğimiz insanlar, eşyalar, şeyler varken onlar bir yokluğa vefa duyuyorlar, hiç gelmeyecek birine. Bir acıya vefa duyuyorlar…

***

Adetimdir. Ne zaman bir şey görsem çuvaldızı önce kendime batırmaya çalışırım malum atasözünü anlayalıdan beri. Soruyorum kendime?

Ben ne kadar vefalıyım?

Benim vefam nereye kadar?

Ben biz oluyorum ve bizi bizden soruyorum? Bizdeki vefanın boyutu?

Not: En güzel yargıyı kalbimiz verir, biz en çok kalbimizdir.

***

Kendime dönüyorum yine. Zihnimde canlanan hatıralar var. Vefa duyduklarım, duymaya çalıştıklarım bir çarkın içinde. Tanımadığım bir şaire duyduğum değişik bir vefa geliyor sonra; siz bunu bilseniz de olur.

Ve bu yarım kalan, az acılı, çok alakasız yazı onunla son bulsun.