Dünden Beri

Bir pazar sabahı, nadirdir erken kaçtığı uykumun

Gazetelerde hep aynı muhabbetler günlerdir

Gerçekleşemeyen devrim, nasıl yapılacağını beceremediğimiz

eylemler ve eylemlere hep gebe kalmış sancılı bir şehir.

Nereye tıkasam kulaklarımı içimde inleyen hep aynı melodi.

Tatsız bir kahvaltıya oturuyorum, yeteri kadar acıkmadım dünden beri.

Ve kaçmak gerek bazen sigara dumanının solunmadığı mekânlardan.

Ne zamandır kaçmak isteği duysam, hep aynı yerde buluyorum kendimi

İki sokak arası bir çocuk parkı…

Üzerimde bir şaşkınlık bugün çocuklardan bile erken kalkmışım

Merhabalarıma yalnız yarı nemli rengi solmuş oyuncaklar maruz.

Elimde bir şiir kitabı, İsmail Kılıçarslan’la denk gelir mi acılarımız; bilmem tanışacağız.

Köşedeki bankta kendime düşmanmışçasına tuz basıyorum yaralarıma…

Yaramın ne olduğunu rica ederim sormayınız beyefendi,

Çocuklar geliyor yavaştan, hayatın gerçeklerini bilmek için çok erken.

Garipseyerek bakıyorlar yüzüme, “Ne işin var senin burada?”

Keşke onlar garipsemesi gibi olsa, insanların beni garipsemesi.

Beş yaşında ki ufaklığımı özlüyorum derinden,

Bakışlarımı görseydi bir öpücük kondururdu yanağıma, “Üzülme.”

Çocuklar kadar cesur olabilseydik diyorum bazen, dizimiz kanasaydı

ama biz yine ağaca tırmanmaktan vazgeçmeseydik…

Tüm hırsımı ağzımda ki sakızdan çıkarıyorum, sindire sindire

Bir sayfa daha çeviriyorum kitaptan sonra, bir mısra

“Sizin sanmalarınız ben de tekinsiz bir boşluk duygusu” *

Şair tam burada sussun! Yazma vakti bana geldi, anlıyorum

“Pardon beyefendi, kaleminiz var mı?” “Sizin?”

Yok; kimse de bir kalem yok, akıl yine defter olacak besbelli.

Hatırımda kalacaklarla saatler geçiriyorum, neler yaşadı

neler yaşayacak insan durmadan düşünüyormuşum.

İnceden bir melodi, zihnimdekinden farklı

Telefonda annem “Rüyamda gördüm seni, iyi değildin.”

“Ben dünden daha iyiyim, anne merak etme.”

“Çocukken yalan söylemezdin ama.”

Aysel değil, annem gitsin başımdan!

Yani şimdilik, bir süreliğine…

Çocuklar nereye kayboldunuz bir anda?

Masallar anlatacaktım size çocukluğumdan.

Ben hangi ara sırılsıklam oldum yine

Gözyaşlarım yağmurlarla yarışır mıymış oysa ki?

Kaldırıyorum başımı bu şiirden, ben adına şiir diyorum sizi bilemem

Şimdi hicret vaktidir aklımdaki her şeyden.

Hoşça kalın.

***

* ( İsmail Kılıçarslan/  Hayır Anlatamadım)

Ankara’ da Olmak Vardı

Şimdi Ankara’ da olmak vardı.

Sevmek için sebep aramadığım o şehirde.

Gün aydınlarken usulca,

Aynı havayı teneffüs ettiğini bilmek…

Gökyüzünü seyre dalmak vardı.

Yıldızların tutunup kuyruğuna,

Kaçtığı yere koşmak.

Ve en yüksek katında bir yerin,

Sonbahar yağmurlarını düşlemek,

Islak, toprak kokusuna hasret bırakan…

Sonra birkaç bozukluk atıp çantaya,

Ceketsiz kaçmak vardı,

Ara sokaklardan birine saklanmış,

Sinesine mahalle çocuklarının,

Masumluğunu çekmiş,

Kendi küçük, sinesi geniş parka.

Merhaba demek lazım usulca,

İlham perimi saklayan çınar ağacına,

Ve altında ki minik banka.

Bir parça eskimiş kâğıt,

Soluk benizli bir kalem,

Yazmak vardı aşkı!

Şimdi Ankara’ da olmak vardı.

Vermediğini istemek yeniden,

Arsız bir sokak çocuğu edasıyla.

Ankara’ da olmak vardı,

Var olup da olmayanların yokluğu

Dokuna dokuna yüreğe…

Şimdi Ankara’ da olmak vardı.

Vardı.