Çokça

Ne zaman silecek olsak birinin gözyaşını ellerimizle, ne zaman teselli cümleleri dökülecek olsa dudaklarımızdan söz dönüp dolaşıp kendimize gelir.
Kendi yaşantımıza, kendi gözyaşlarımıza, kendi acılarımıza.
Şair doğru söyler bu noktada “Ne çok acı var.”
Ne çok acı var evet.
Acıyı çokça yasatıp, çokça yaşayan gibi.
Ne çok acı var evet.
Çokça anlatılmayan, hiç dinlenilmeyen ve hatta hiç bilinmeyen.

Reklamlar

Soma’da Bir Çocuk Ah Çocuk

Ah çocuk!
Bir kömür çuvalı nasıl baba kokar?
Kaç saat sonra başlar artık gelmeyeceğini bildiğin bir babanın özlemi?
Ah çocuk!
Gözlerine bakmanın, ellerinden tutmanın memleketi vardır ama acıya ortak olmanın yoktur. Soma kanayan yanımız, içimizdir bu yüzden.
Ben buradan senin sarıldığın kömür çuvalı olmak isterim. Üzerime kendi küçük, varlığı büyük yüreğini taşıyan bedenin düşsün diye. Akacaksa bir damla gözyaşın bana aksında yanmayan, acınla kül olmayan yüreğe sahipsem yeniden yeşersin diye. Varsa azlığını hissettire hissettire, yarım yamalak insana verdiğimiz değere edecek sitemin ilk ben duyup insanlığımdan utanayım diye…
Ah çocuk!
Bakma sen bizim bugün böyle oluşumuza. Acıya kendimizden çok çıkar, bedenimizden büyük siyaset katışımıza..
***
Ah çocuk!
Bilirim kaderdir ölüm ama sen bunu duymazdan gel.
Aklında tut “Çok kazıp, cennete vardılar.”
Şimdi kömür karası elleri babanın kıyısında bir ırmağın yıkanıp yeniden seni saracağı günü beklemekte..
Sen vakti gelinceye değin pembe düşler kurmaya devam et…