Güneşi Bekleyen Düşünceler

Bazı geceler diye başlayan bir cümle kursam ben yine Turgut Uyar olacağım. Dolayısıyla hüzün kokacak her satır.
Hayat diye başlasam Cahit Sıtkı olamayacağım. Bu yüzden renkli bir yazı olmayacak bu.
İçimden bir ses Anna’yı hatırlıyor yalnız. “Ellerimi tut Anna. Ellerimi tutmasan da olur. Gözlerime bak Anna. Gözlerime bakmasan da olur.” ama Anna bir şiirlik orada kalsın ister şair. Teni tenine değmese de orada kalsın. Aslında onunla kalsın.. Onunlalar ve onlar biz olsunlar.
Bana kalırsa onlar biz olamadı çünkü Anna oradan gitmiştir. İsmet Özel’in dediği gibi hatta “Aşktır diye gittin o çekiç seslerine.”
Annalar gider çünkü şairlerin yazacak mısraları biter.
Dokunaklı tarafı kalmamıştır şiirlerin.
Annalar gider çünkü şairler hiç olmamıştır.
***
Saat 04:22.
Ben Anna değilim, şair daha doğmadı içimde.
Yalnız gün yine doğacak üzerime.

Reklamlar

Bunun Adı Hayat Olsun!

“Adını hayat koyacağım, çünkü eninde sonunda hep hayat kazanıyor.”

***

Bazen neden dünyaya geldim ki diyor insan? Neden?

Cevabı bulunacak o kadar çok soru var ki bu en zorunu bir köşeye atıyorum sonra. Bazen kaçıyorum ben. İşime gelmediğinden değil, cevabın beni inciteceğini bildiğimden belki.

***

İncinmekten korkuyorum. Uzun zamandır da bu böyle. Kendimi bir güvene alma ihtiyacı var bu yüzden. Tanımıyorsam, ürküyorum.

Oysa önceden, yani eskiden ilk gördüğümde sevgi duyar, sınırsız güvenirdim. Biliyorum aranızdan gülenler, “Deli bu.” diyenleriniz var bu cümleden sonra. Üzerine bir de “İyide nasıl oluyor?” u ekleyenleriniz. İnanın ben de bilmiyorum.

***

Bilmediğim başka şeylerde var. Anlam veremediğim hatta. Dört yılı deviriyor kardeşim gerçek dünyaya göç edeli. Durun üzülmeyin hemen, ölüm bir şekilde hep bizimle; insan alışıyor yazık ki..

Anlamadığım şey şu ki: annem ve babamın acısı dört yıldır hep içlerinde bir yerde, aynı seviyede. Annemin yalandan attığı kahkahasında, giyemediği kıyafetlerinde. Babamın yemek yerken doluveren çimen gözlerinde. Evimizin her köşesinde. Bunlar elbet olacak.

Bahsini etmek istediğim şey sahip oldukları vefaları. Öyle farklı ki onlarınki. Takdir edilesi. Varlığına vefa gösteremediğimiz insanlar, eşyalar, şeyler varken onlar bir yokluğa vefa duyuyorlar, hiç gelmeyecek birine. Bir acıya vefa duyuyorlar…

***

Adetimdir. Ne zaman bir şey görsem çuvaldızı önce kendime batırmaya çalışırım malum atasözünü anlayalıdan beri. Soruyorum kendime?

Ben ne kadar vefalıyım?

Benim vefam nereye kadar?

Ben biz oluyorum ve bizi bizden soruyorum? Bizdeki vefanın boyutu?

Not: En güzel yargıyı kalbimiz verir, biz en çok kalbimizdir.

***

Kendime dönüyorum yine. Zihnimde canlanan hatıralar var. Vefa duyduklarım, duymaya çalıştıklarım bir çarkın içinde. Tanımadığım bir şaire duyduğum değişik bir vefa geliyor sonra; siz bunu bilseniz de olur.

Ve bu yarım kalan, az acılı, çok alakasız yazı onunla son bulsun.