susamışlık

yazıversem,

bir şiir gibi dökülse parmaklarımdan aşk.

yüreğimde tutsak bir kuş kanatlanırken

kapısı aralansa gönül kafesinin.

yazıversem,

gözlerine bakarken sustuğum ne varsa

biçare ayaklarına dökülse

ardım sıra çözülse kelimelerin dili.

yazıversem,

bir dağın doruğunda çığlık olsa hissettiklerim

aşkla sarhoş naralanırken.

işitsen

ve ansızın düştüğüm şu dertte

tutunacak en güzel dal olsa ellerin.

yazıversem,

devrim yapmak kadar zor, inanmak kadar kutsal olsa

meye batırsam ucu yitmiş kırık kalemimi

yağmur misali yağsa çorak gönüllere aşk.

yazıversem

ah çok susamışken!

Reklamlar

Bahis

Dün üç şeyden bahsedecek olduk
Dündü, geceydi ve hepsi bu değil
Neresinden başlayacak olsak
İşte tam orasından bitecek oldu.
Dündü, geceydi ve hepsi bu değil
Karanlıktı zifiri, yalnız korkmuyordum ilginç
Onda bir şey vardı güne aralanan
Ve ben bunu nerden biliyordum ?
Dündü, geceydi ve hepsi bu değil
Ellerim terliyordu, biraz ürkek biraz çekingen
Bir zaman bir kaleme tutanacak oldum
Hiçbir cümlem böyle esir değil.
Dündü, geceydi ve hepsi bu değil
Bir bahar yağmurunda ıslandık ikimiz
Ufak bir taraçaydı altına sığındığımız
Umutlar ve hayaller sığdırdığımız
Dündü, geceydi ve hepsi bu değil
Üç şeyden bahsedecek olduk yine
Rüzgâr bir şey fısıldadı kulağıma
Ben güldüm, güldüm yine güldüm
Adı mevsim oldu, bahar oldu
Nisan oldu, nisam oldu
Hepsi bu değil.

Son Dem

Diyeceğim o ki, o da
Başı yazılmamış bi şiirin son demi
Daha da aldatmadan ve aldanmadan
Yağmuru ilham edinmiş bir gazeli
Gitmektir, sana düşen boynunun borcu
Çünkü bulutlarla birlikte ağlayan kadınların
masumluğunu, şairlerden önce göremezsin sen
Gerdanına tanrının öpücüğü konmuş kadını
Yağmurlar gibi sevemezsin sen.

Durulanmış Kelimeler

Durulanmış kelimeler.
İncecik bir bahar yağmuruna tenini teslim etmiş ve renkli bir şemsiyenin altına yalnız son harfini sokabilmiş yalın kelimeler.
***
İçerimden üç şey geçer…
Kelimelerin üzerinden acı geçmistir, hüzün geçmiştir ve aşk geçmiştir. Son geçen son darbeyi aniden vurmuştur, niyeyse bu hayatta hep böyledir.
***
Böyledir derken yazılıyor hikayeler.
Biz olaylardan habersiz, kelimelerden haberliyken.
***
Haberinin olmadığı bir zamanda durulanmış kelimeler getireceğim.
Yine yağmurlarda yıkanmış.
Yalnız bu defa şemsiyenin altına son harfini değil; gönül pencereme başını sokmuş, orada büyümüş, oradan beslenmiş.
Kelimeler getireceğim, ellerinden tut, sinene kat diye gözlerine haykırırken dizlerinin titrediği. Yan yana gelişlerini idrak ederken incilerinin gözyaşlarından aktığı.
***
Kelimeler geldiğinde, bir hikaye yaratılacak olaydan usulca haberdar edildiğin.
Her şeyden önce kelimeler derken şemsiyen açık mı onları altına alacağın ?

Yağmur Yufkayı Isladığında

Babam,

Yarım domatesi, ince doğranmış bir hıyarı

Yiyemeden daha şu kapıdan çıkıyor.

Bir dilim peyniri yatırmadan

Bayat çeyrek ekmeğin arasına

Boğazından inen üç yudum çayla

Doyamadan daha şu kapıdan çıkıyor.

Babam,

Eski bir melodiyle gözünü açıp sabahın nurunda

Yıllardır çekiç sallar, nasır tutmuş elleriyle

Beyni solüsyon tenekelerine sarkmış şekilde

Akşama kadar nimet peşinde koşuyor.

Babam,

Zor diyorum, başın karlı dağlar kadar yüksek

ve bir o kadar ak

Yeşil gözlerini bizden çok sarmış çizgiler

Zor değil gerekli diyor,

Ve sende evladın olduğunda anlarsın…

Gözlerim değince gözlerine,

Gözlerimiz

Yağmur yüklü bulut,

Yüreğimiz

Yeni tavlanmış yufka.

Babam,

İçtiğin bir tel sigaranın dumanına sar beni.

Gökyüzüne vardım!

Bir Akşam Üzeri

Yürüyoruz sokakta tık tık

Ben ve elele çiftler.

Bu şehrin bir başka rengi

Gökyüzü her daim gri

Ağaçlar bile griye çalıyor

İşte yağar yağmur birazdan

Şemsiyemiz ıslak düşünceler

Burnumuzda kanalizayon.

 

Merak ediyorum çok şeyi

Ondan kanalizasyona düşüyormuş

ayaklarım; annemin dediği.

Ama insanlar yine meraktan

Adam olmuyor mu? Çelişki.

 

Yürüyoruz sokakta tık tık

Ben ve düşüncelerim

Bu şehrin rengi silik

İşte yağmur da başladı

Islanıyor saçlarım

Çiftler nerede?

Yağmur ahmakları mı  ıslatıyor?

Bir tek bir akşam üzeri.

Ben ne zaman adam olucam?